Yüksel Ercan


AKLIMIZI KİRAYA VERİNCE...

AKLIMIZI KİRAYA VERİNCE...


 

Aklımızı kiraya verince…

Türkiye’de dinin siyasete alet edilmesi bilindiği gibi yeni bir hadise değil,

Yıllar yılı iktidara gelmenin hesabını yapanlar “Yüksel Ercan’ın karşısında saatlerce dil döküp verip vermeyeceği bile belli olmayan bir oyun peşine koşuncaya kadar yakala bir cemaat yada tarikat liderini işi toptan hallet” anlayışını nerede ise kanun olarak kabul ediyorlar.

Hal böyle olunca da cemaat-tarikat yada benzeri ne kadar grup varsa hepsine gün doğuyor.

Böylesi grupların siyasetçiler için her zaman sürülmeye hazır bir tarla halinde bulunması ister istemez ticaret yapanlarında gözlerinin bu tarafa çevrilmesine vesile oluyor.

Var olan ticaretlerini daha da büyütmek istifledikleri paralarının üzerine yenilerini katmak adına koca koca işadamlarının da bu grupların liderlerinin en yakınında yer aldıklarını gözlemek mümkün.

Mevzu ticarete gelince son derece varlıklı işadamı ne yapacağını Şeyhine soruyor “şu konuda nasıl hareket edeyim ne yapayım.”diye

Birisi de çıkıp demiyor ki;

“Yahu kardeşim koca işletmeler fabrikalar kurmuşsun.

Paranın haddi hesabı yok.

Aklın başında ki binlerce çalışanın var.

Ticaret yapıyorsun.

Pazarlık yapıyorsun alacağın şeyi ucuza satacağın şeyi pahalıya satıyorsun.

İnşaat yapacaksan şehrin merkezine yapıyorsun.

İşyeri açacaksan en işlek noktayı seçiyorsun.

Bizim  anlamadığımız şey şu:  

Senin aklın yok mu ki ne yapacağını başkalarına soruyorsun.

Aklını kiraya veriyorsun.

Senin gibi etten kemikten bir adamın güdümüne giriyor ne derse körü körüne yapıyorsun.

Adamın emriyle karını boşuyorsun,

İşini tasfiye ediyorsun,

Evini şehrinin ülkeni değiştiriyorsun.

Hiç ne yaptığını düşünüyor musun?

Okuduğun kitabı değiştiriyorsun

Giydiğin giyeceği değiştiriyorsun

Yediğin yemeği değiştiriyorsun.

Geçenlerde bir yerde okumuştuk.

Adam şeyhine soruyormuş. “Fabrikamı Almanlar istiyor satayım mı?”

 El cevap “satma.”

Be mübarek adam, “Almanlara fabrika satacak kadar paralı güçlü akıllı bir adam mısın yoksa bir geri zekâlı mısın” diye sorsak anında düşman sahibi olacağız.

Madem işi Almanlara fabrika satacak kadar büyüttün o zaman kimseye bir şey sormaman lazım.

Sen almış yürümüşsün zaten.

Soru sorduğun şahıs fabrika kurmuş değil,

İnşaat yapmış değil, ticaret yapmış değil.

Nesine güveneceksin hiçbir tecrübesi olmayan adamın.

Ne o şeyhim bilir.

Ben bu kadınla evleneyim mi.

Ben bu villayı alayım mı?

Bu yolculuğa çıkayım mı?

Uzar gider bu iş.

Din adamı ticaretle imalatla ihracatla uğraşmamalı.

Din adamı din ve ahlak öğretmeli.

Yıllar önce bizim caminin imamına sormuştuk  "şu ofisi kiralayıp gazetecilik mesleğine daha geniş çerçevede devam edelim mi?" diye.

Bizim imam anında “Ooo Yüksel başkanım  sadece bu camiden cuma namazından çıkan cemaat sana ilan reklam verse trilyonluk olursun” demişi.

Sonuç: Biz ofisi açtık aradan bir yıldan fazla zaman geçti, bırakın cumadan çıkan cami cemaatini bize gaz veren imam bile bir kez olsun gazetenin kapısından içeriye girmedi.

Bizim cami cemaatine güvensek denmek ki çoktan iflas edip gazeteyi kapamıştık.

Allahtan gazetecilikten başka bir iş bildiğimiz yok o yüzden evimize halen daha şükürler olsun bu sektörden ekmek götürebiliyoruz.

O zaman anladık ki Cami imamına sorulacak soru ayetler ve hadisler üstüne olmalıydı.

Gazetenin bünyesindeki yayın kuruluşlarının nasıl yürüyeceğini,

reklam pastasından nasıl pay alacağımızı iş merkezindeki komşulara ,

işyeri sahiplerine daha önce burada iş yeri sahibi olanlara,

normal zamanlarda medya kuruluşlarına ilan-reklam gönderen işverenlere ve yıllar yılı medya sektöründe ayakkabı eskiten meslektaşlarımıza sormalıydık.

Bu kadar olup bitenden sonra  mecburen kendi kendimize soruyoruz “Koca işadamları akıllarını kiraya verince saf halk ne yapsın.?”

Aslında herkesin bildiği ancak ne hikmetse bir türlü hayata geçirilmeyen çözüm önerilerini denesek problemi kökten halledeceğiz.

Dini ticarete siyasete alet etmemek lazım.

Akılları kiradan kurtarmak lazım.

Alparslan Türkeş’in, 9 IŞIK isimli eserindeki “Hürriyetçilik ve Şahsiyetçilik” ilkesini çok iyi okumak bilmek lazım.

Din eğitiminin milli eğitim bakanlığı tarafından okullarda uygulamalı olarak verilmesini sağlamak lazım.

Ahlaklı vatandaş eğitimine bir an önce başlamak lazım.

Hatırlayınız Rahmetli Necmettin Erbakan’da “Önce Ahlak ve Fazilet” derdi.

Ahlaklı ve faziletli insanlar yetiştiremediğimizden İslam dini böyle hokkabazların elinde kalıyor.

Dini merdiven altı “Bezirganlardan” kurtarmak lazım.

Sonrası kolay.